Bazı sessizlikler vardır, çok fazla can yakar. O sessizlik çok uzun zamandır hayatınızdaysa ne yapacağınızı bilemezsiniz. En büyük sessizliği annemi kaybettiğimde öğrendim. Aslında ondan öncesinde öğrendim ölümünden tam on dört sene önce. On dört sene hayatımın alt-üst olduğu sessizliği öğrendiğim ama bu sessizliğin yavaş yavaş ölüme doğru götürdüğünü önceleri anlamamam. Sonrasında anlayıp 'hayır, buna hazır değilim' diye içimden deli gibi çığlıklar attığım ve göz yaşlarımın hiç durmadığı zamanlar.
Bir şekilde ayakta durmaya çalışmak. Ağlayacak bir omuz aramak, bulamamak. İçiniz çıkana kadar ağlamak. Yorgunluktan ölüyorsunuz ama o yolu yürümeye devam ediyorsunuz.
Bugün odamı düzenleyip toplarken bir şeyler atıyordum. Bir not kağıdına denk geldim ve kağıdı okuyunca öylece oturup kaldım.
'Hayatımda ilk defa kan verdim. Anneme bir faydam dokunacak. Çok mutluyum.' 04.05.2020
Evet o günü çok net hatırlıyorum. Evden yüreğim ağzımda nasıl çıkıp gittiğimi bilmiyorum. İlk defa kan verdim ve bu annem için oldu. Form doldurup içeri geçtikten sonra endişeyle o koltuğa uzanıp gözlerim dolup taşana kadar öylece kalmak. Hemşirenin sakinleştirmeye çalıştığını da unutmuyorum. Büyütülecek bir şey değildi aslında ama o anki içinde bulunduğum psikolojik durumum tam tersini söylüyordu. Psikoloji nasıl da bir anda insanı ele geçirip dalga geçer gibi eğleniyor ama. Ben böyle durumlarda psikolojinin benimle dalga geçtiğini düşünürüm hep. Bilmiyorum, öyle geliyor bana.
Sonrasında sessizlik büyümeye başlıyor. Tam üç ay dokuz gün sonra sessizlik kocaman oldu ve beni yuttu. Zorla yemeye çalıştığım simit, telefon gelince boğazıma takıldı ve her şey dondu. Ve bitti. Yok oldu. Sonrası yok. Kocaman bir boşluk. Bunu tarif edemem, ne kadar anlatmaya çalışsam da anlatamam. Bazı an'lar yazıya dökseniz de dökülmez. Kelimeler sadece kağıdın üstünde durur. Sadece yaşarsınız. Yaşayabileceğiniz en kötü an...
Gezegende açılan boşluğun içinde kaybolmaya hazır olan ben ama kaybolmayı beceremeyen ben.
Şimdi böyle anlatınca hepsi birer öykü gibi değil mi? Hayır öykü değil. Yaşanmışlık. Hem de beni parçalayan bir yaşanmışlık.
Hatırladığım an gözlerim doluyor, söz etmeye başlayınca gözlerim doluyor, şu an yazarken gözlerim doluyor, ağlıyorum. Bu konu benim ağlamadan anlatabileceğim bir noktada değil henüz, sanırım hiçbir zaman olmayacak.
Her şey yarım kaldı. Çok fazla hayalimiz vardı. Kapadokya'ya gitme hayalimizi çok sık konuşurduk, hayal kurardık, hayal olarak kaldı. Çok gülerdik, eğlenirdik. Annem hayatımda gördüğüm en eğlenceli, şakacı insanlardan biriydi. Çocuklarla ip atlardı, oyun oynardı. Çok neşeliydi, gözlerinin içi gülerdi. Ona benzemişim bu yönümle, iyi ki de öyle olmuş.
Bazı an'larımızı hatırlıyorum. Pasta yemeyi çok severdi. Ekler alıp yemeye bayılırdık karşılıklı. Dışarıda gezerken çok eğlenirdik. Annem, ben ve kardeşim birbirimizin en iyi arkadaşıydık.
Lotus sessizliğe gitti. Gölde kendi halinde dururken buralardan sıkıldı, başka bir göle gitmek istedi. Yerinden ayrıldı ve biz sadece arkasından bakakaldık, hiçbir şey yapamadık. Bizim göz yaşlarımızla oluşan yeni gölü hiç bilmedi, bilmeyecek. Bilinmezlikte oluşan yeni göl ama Lotus yok. Bomboş bir göl.
Lotus seninle güzeldi. Seninle anlam buluyordu. Senin adındı.
Şimdi o bomboş gölün kenarında oturuyorum. Bazen sessizlik yine üzerime çöküyor, bazen bir not kağıdıyla kalbim yerinden çıkıyor. Ama Lotus'un o neşesini, çocuklarla ip atlayan o kadının ruhunu içimde taşıyorum. Belki göl boş, ama ben o suyun kıyısında beklemeyi, hatırlamayı ve her şeye rağmen yürümeyi, hislerimi bu kadar coşkulu yaşamayı, özgür olmayı, zarafeti, iyi kalpli, saf olmayı, iyilikle yaklaşmayı, gülmeyi, kahkaha atmayı, hislerimi açıkça anlatmayı, enerjik olmayı annemden öğrendim. Sessizlik can yakıyor evet, ama ben artık o sessizliğin içinde bile kendi sesimi bulmaya çalışıyorum. Bazen bulamıyorum. Kendi içimdeki konuşmaları da susturmuyorum. Böylesi daha iyi hissettiriyor. Sessizliğim, sessizliğin içinde boğuluyor. O gölün üstünde parlayan camdan topu almak ve sessizliği bozmak istiyorum. Belki de Lotus taptaze ve tertemiz kalabilmek için kendi derin sessizliğini seçti. Saflığı suyun tamamını kapladı ve izini bıraktı. İzi kaybetmemek için sanırım geç kaldım artık. Birçok şeye geç kaldığım gibi. Buldum dediğim anda kaybettiğim her şey gibi Lotus çiçeğimi kaybettim ve yalnızım. Ne camdan top, ne göl, ne Lotus, ne de sessizlik var artık.
Sadece kocaman bir boşluk ve kaybolma hissi...
Günlerden bugün 🎈🍒
📌Görseli yapay zekayla yaptım


Çok etkili, etkileyici bir yazıydı. Üslup, duyguların dışa vurumu, içtenliği ve sıcaklığı muhteşemdi. Ve duygular, elbette tekrarlansınlar ama kolay olmasa da önünde birde bir kez yaşanabilen bi yaşam var. Gerektiğinde onun da tadını dibini kazırcasına çıkar!
YanıtlaSilNe güzel bunları duymak, çok mutlu oldum. Yazımın böyle hissettirmesi, hislerimin sizlere geçmesi mutluluk verici. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim.
SilEvet bir kez yaşanabilen bir yaşam var, haklısınız. Elimden geldiğince tadını çıkarmaya çalışacağım🙏
Yorumunuzu görmek ayrıca mutlu etti😊🙏