Elimde simit öylece kalmıştım. Boğazıma takıldı ve bir anda gerçekle yüzleştim. Çok iyi bildiğim gerçeği hiç yaşamayacak gibiydim. Neden böyle düşünmüştüm? Biliyordum her şeyi. Ne kadar bilsem de o gün o dakika o an hiç gelmeyecekti benim içimde. Ama işte bu sadece benim içimdeydi.
O gün o dakika o an geldi. Donmuştum sanki. Ne olduğunu anlamamıştım. Anlamıştım hem de çok iyi. Anlamak istemiyordum. Biliyor musun ağlayamadım da bir süre. Her şeye hemen ağlayan ben...Ne kadar tuhaf değil mi?
O yolu giderken saçma sapan bir haldeydim. Kısacık yol benim için saatler süren yolculuk gibiydi. Gidiyordum ama ulaşamıyordum. Sana ulaşamadığımız onca sene gibi. İçimdeki koca boşluk hem var gibi hem de yok gibi.
O yol bittiğinde o binadan içeri girmek istememiştim. Seni son bir defa görecektim, girmem gerekiyordu. Biraz bekletildikten sonra morgun kapısından içeri adım atıp seni gördüğüm ve korkarak yüzüne dokunduğum o an hiç aklımdan çıkmıyor. Son kez değilmiş, bir sonraki gün yine gördüm seni. Bu sefer buz gibiydin ve artık kendimi tutamayıp ağlıyordum. Suyu dökerken gözlerini açmanı bekliyordum ama açmadın...
''Oturun oturun sofrayı ben toplarım.'' dediğin ve sonrasında hep beraber kahkahayla güldüğümüz o gün...
''Hayır gidemezsin o arkadaşının yanına.'' diye tartıştığımız ve benim odaya çıkıp kapıyı çarptığım o gün...
Didim'de gecenin bir yarısı elbisenle kumsala uzanıp 'aylanıyorum ben, fotoğrafımı çekin' diye kahkaha attığın o gün...(o fotoğrafa her baktığımda çok gülerim)
Birlikte dışarı çıktığımızda ne eğlenirdik, çok gülerdik. Pazar günleri hep beraber kahvaltı masasında yaptığımız ve bitmesini hiç istemediğimiz sohbetler, o masada yapılan tatil planları...
Bir sürü böyle anı var, hepsi de benimle, bizimle yaşıyor.
Sonrasında bütün bu anıların hiç yaşanmamış gibi yok olması. Sanki birisi bizim için sihirli lambaya dilek dilemiş ve her şeyi yok et demiş gibi. Çok acı veriyor bu, çok canını yakıyor insanın.
Ne var biliyor musun? Aklıma geldikçe hala aynı şekilde düşünüyorum. 'Mümkün değil olamaz böyle bir şey...' diyorum. O zaman da böyle diyordum, diyorduk. Oluyor işte, anlamıyorsun bile. Sonra seneler geçiyor. Seneler yavaş yavaş alıp götürüyor. Aklını, sesini, hareketlerini ve en son seni. Bize canlı bakan gözlerini de aldı seneler. Her gün, her dakika, her saniye yavaş yavaş eridin. Biz hiçbir şey yapamadık. Çok çabaladık ama olmadı. Son on ay bizi bizden götürdü ve işte elimdeki simidin boğazıma takıldığı o perşembe günü bitti...
Benim o günden sonra hiç simit yememem hatta nefret etmem gerekiyor değil mi? Hala simit yiyebiliyorum. Hırsımı mı çıkarıyorum? O dakikayı mı yok etmeye çalışıyorum? Aklım ve kalbimin oyunu gibi bir şey oluyor. Ben de bilmiyorum inan. Bilmek istiyor muyum? Sanırım artık bilmek istemiyorum. Ben hala simit yiyorum ve bu kötü bir şey sanırım.
Sonunu biliyordum ama bilmek istemiyor gibi davranmıştım. Çünkü buna hiçbir zaman hazır hissedemem kendimi. Böyle bir şeye hazır olabilir mi insan? Sana ait tüm yazılarımda benzer şeyleri yazıyorum. Ne kadar yazarsam yazayım geçmiyor, geçmeyecek de. Alışmak diye bir şey yok, olamaz da. Hayat devam ediyor, bir sürü şey yapıyorum, yaşıyorum ama alışamam. Seninle paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki, hiçbirini paylaşamıyorum. Yoksun, yanımda değilsin.
Seni orada bırakıp geldik ya o gün, çok kötü hissettim. Seni karanlığa bırakıp geldik ama karanlık değildi. Işıl ışıldı her yer. Güneş o gün daha çok parlıyordu sanki. Bize 'siz gidin artık bana emanet' der gibiydi.
Seninle ilgili içimde o kadar çok yazmak istediğim şey var ki, bir o kadar da yazmak istemediğim...
Sen gittin anne! Lotus'un yalnızlığı seni aldı. Adının anlamı gibi yalnız ve zamansız bir çiçektin. Zamansız çiçek lotus...
Tam altı sene oldu. Canım yanıyor. Yine yazarken ağlıyorum. Çok özledim. Eksikliğini çok fazla hissediyorum. İçimdeki küçük çocuk sana defalarca sarılıyor. Sen her zaman benim için çok sevgi dolu, neşeli, çocuksu yanını hiç bırakmayan, eğlenceyi seven ve bize her zaman iyi kalpli, vicdanlı, merhametli olmayı öğreten muhteşem bir annesin😘
Bu gece çook rüzgar var. Hiç durmadı kaç saattir. Uzun zamandır çok sıcaktı aslında ama bu gece ağaçlar yapraklarıyla şarkı söylüyor rüzgarın melodisiyle. Rüzgar olup geldin gibi hissediyorum. Sıcak havayı da hiç sevmezdin. Beni bırakmak istemediğin için esiyorsun.
Seni çok özledim anne...
📌Görsel, Pinterest'ten alınmıştır.


0 Yorum